Biz Aşkı Umutsuz Bir Ekranda Bulduk

"Biz Aşkı Umutsuz Bir Ekranda Bulduk"

O zamanlarda fark etmeyi ihmal ettiğim şey, Facebook’un sadece sıkıcı şeylerden zevkli bir kaçış olması değildi, aynı zamanda benden şu anda kıymetini bildiğim ve artık asla geri alamayacağım basit ve ufak anlarımı da çalmasıydı.

Sarılmalar muhteşemdir, özellikle arkadaşınıza sıkıca sarılıp onun sırtına avcunuzun içiyle birkaç kez vurduğunuz zaman. Her zaman ölçülü bir vuruştur o, ne çok sert ne çok yavaş; sarılmanın tek başına yeterli olmadığı anlardaki destekleyici dokunuş. Homofobik arkadaşlarımdan bir tanesi bunu şöyle demenin bir yolu olarak tanımlamıştı bir defasında: “Adamım bak, ben son derece heteroseksüelim ve seni gördüğüme çok sevindim ama sana sevgimi göstermenin en erkekçe yolu bu.”

Restorandaki yerlerimizi almadan önce, hepimiz WiFi şifresini soruyoruz.

Aramızdan birisi ayrıca restaurantın tam ismini de soruyor ki Foursquare check-inini tamamlasın ve dünyanın geri kalanı onu bu akşamın geri kalanında merak etmesin.

Foursquare’in icabına bakıldıktan sonra, sıra bir sonraki uygulamada. O zamanlar atıştırmalık ekmek fotoğraflarının bile Instagram’a gittiğinden haberim yoktu.

"Biz Aşkı Umutsuz Bir Ekranda Bulduk"

Daha da mutlu bir akşam uğruna, mutlu bir bir araya gelme fotoğrafı Facebook’a yükleniyor. Şimdi de bir başka arkadaş, sanki o öncekinde etiketlenmemiş gibi, aynı fotoğrafı yüklüyor ve diğer uygulamalarda yapılması gerekenler için parmağını kaydırmaya devam ediyor.

Hey, sahiden mi? Birbirimizi bunca zamandır görmüyoruz ve hiçbiriniz arayı kapatıp konuşmak istemiyor mu? Demek istediğim, KAFANIZ YUKARDA, DOĞRU DÜZGÜN KONUŞARAK arayı kapatmak?

Onları suçlamıyorum çünkü söz konusu sosyal medya paylaşımı olunca masadaki uzman kendini beğenmiş benim. Yaptığımız 9 dakika işi 6 dakikalık sosyal medyayla taçlandırdığımız bir dünyada, ben de yüzde yüz teknolojisiz akşam yemeklerine olan inancımı kaybettim.

Fakat böyle bir akşamda, lanet olasıca telefonlarımızı bırakıp konuşalım. Yine de hayal kırıklığımın anı mahvetmesine izin vermiyorum. Sonunda iki arkadaşım telefonlarının ekranına bakmayı bırakıp sohbet etmeye başlıyorlar.

Tinder diye bir uygulamadan bahsediyorlar. Benim hep gençler için olduğunu düşündüğümden asla çok ilgilenmediğim uygulamalardan bir tanesi.

“Ne o?” diye soruyorum.

Sonunda herkes cihazlarından kafasını kaldırıyor ve şok olmuş şekilde bana dönüyorlar.

“Sahiden, ne olduğunu bilmiyor musun?”

“Yani, şu yana kaydırmalı bir şeyleri olan flört uygulamalarından biri olduğunu biliyorum da, tam olarak ne?”

“Rastgele seks yapmak, bir ilişki yaşamak, aşk ya da tek gecelik bir şeyler istiyorsan sağa ya da sola kaydırman gerekiyor.” “Aşna fişne için kullanılıyor.”

“Pardon? Ne aşna fişnesi?”

“Biz aşkı umutsuz bir ekranda bulduk.” Diye devam ediyor masadaki kızlardan biri. “Ve sahiden birinin benim profilimi sola değil de sağa kaydırdığı için bu kadar minnettar olacağımı hiç düşünmezdim.”

"Biz Aşkı Umutsuz Bir Ekranda Bulduk"

Bir an için eğer dedem hayatta olsaydı bugünün ilişkilerini nasıl tanımlardı acaba diye düşünüyorum. “Dinle evlat, bizim zamanımızda insanlar iyi olmayan şeyleri düzeltirlerdi. Şimdi onları sola kaydırıyorlar.”

Sonunda daha hoş şeyler hakkında konuşmaya başlıyoruz ve sahiden arayı kapatma zamanı geliyor. Facebook sağ olsun, hiçbir şey sürpriz olmuyor tabii ki. Aslında hepimiz birbirimizin hayatında son birkaç senedir olan biten her şeyden haberdarız.

“Aaa evet, o fotoğrafı yüklediğini hatırlıyorum, hahahhaha!” diye devam ediyor sohbet. Daha fazla bira kanımıza girdikçe, cihazlarımızdan kopuyoruz ve sohbet daha keyifli hale geliyor. “Eğer teknoloji bağımlısı anti sosyal moronlar olmak istemiyorsak belki de hepimiz alkolik olmalıyız” diye mırıldanıyorum.

“Bu insanlarla daha sık görüşmem lazım.” Diye tekrar ediyorum. “Daha az WhatsApp, daha çok yüzyüze.”

Acaba bir noktada bu sanallıktan bunalıp, yüzyüze anlar ve gerçek arkadaşlarla dolu olan gerçek hayatımızı yaşamaya geri dönecek miyiz?

"Biz Aşkı Umutsuz Bir Ekranda Bulduk"

Facebook daha yeniyken sokakta karşılaşıp, “Aaa uzun zamandır görüşmedik, bu sefer kesin buluşalım, tamam, evet, kesin arayacağım seni!” deyip, gerçekten sadece birbirimizin fotoğrafını beğenerek buluşabildiğimiz o arkadaşlarımıza ne oldu?

Zihnim hemen iş moduna giriyor. Sadece teknolojiyle ilgili tweetlerin olduğu bölümdeyim, akşam yemeği boyunca sanal “hayatta” kaçırdıklarımla arayı kapatmaya çalışıyorum. O tweetler ve Facebook durum güncellemeleri arasında gidip gelirken, “o his” içimde batıyor. Yeterince yapmıyormuşum hissi. Daha fazla çalışmalıymışım, daha fazla can okumalıymış hissi. Yeterince iyi değilmişim hissi.

Ve tam o sırada yeter diyorum, facebook çok fazla zamanımı alıyor. Ayarlar > gizlilik altında hesabını dondur kımına tıkladığım da acı gerçek ile yüz yüze geliyorum.

Şu şu sayfalar kapanacak, şu şu apiler kapatılacak diye. Yermi? yemez tabiki. Mecburen iptal butonuna basıyorum.

Not:Orjinal hali buradan ulaşabilirsiniz.

Kamil Kalkan

Kamil Kalkan

UI/UX Designer & Web Developer

Yorumlar